Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Osmanlı döneminde geleneksel müzik bir yanda sarayda icra edilen alaturka musikiyi diğer yanda ise halk müziğini kapsıyordu.

Bu yıllarda yavaş yavaş kabullenilen Batı tarzının ilk popüler ürünleri sayılabilecek olan kantolar yükselişe geçmişti. Kanto, 1870 ler sonrasında sarayda icra edilen müziğe halkça bir tepki olarak gelişmişti.

1935 sonrasında yeniden ve daha farklı bir popülarite kazandı. Sonraları yavaş yavaş unutuldu. 1950li yıllar sonrasında ara ara eski Ramazan eğlencelerinde söz edilirken hatırlandı. 1970’lerde Nurhan Damcıoğlu tarafından yeniden gündeme getirildi.

Arjantin’de doğan oradan Avrupaya ordan da Türkiyeye yayılan Tango, cumhuriyetin ilk yıllarında farklı bir tür olarak benimseniyordu.

Arjantin’de daha ziyade yoksulların müziği olarak algılanan tango Türkiye’de tersine elit bir müzik olarak algılandı. 1935-37 yılları arasında yurt dışında eğitim gören Orhan Avşar ve 1938’de Türkiye’ye gelen Macar asıllı Darvaş, bu türün ilk yerli öncüleridir. Fehmi Ege, Necip Celal Andel ve Necdet Koyutürk ile birlikte Türkiye’deki ilk tango bestecilerindendir. Tango gitgide özgünleşerek  özellikle 60’lı yıllarda devlet radyolarının da desteğiyle altın yıllarını yaşar.

1910’lu yıllarda Batıya giden bir avuç müzisyenin orada öğrenerek Türkiye’de kendilerince icra etmeye başladıkları caz ise görece daha dar ve seçkin bir kesime hitap ediyordu.

Bu arada plakçılık yaygınlaşmıştı. Taş plaklar birbiri ardına yayımlanıyor, özellikle alaturka musiki ürünleri bu plaklar aracılığıyla yayılıyordu.

(Murat Meriç’in “Pop dedik” isimli kitabından yararlanıldı).

 

Reklamlar