Etiketler

, , , , , , , , ,

images (14)

Türkiye gerçeği diye adlandırabileceğim çok şey var aslında ama ben gündemime gözünü para hırsı bürüyen insanların gittikçe azalan vicdanları ve eksilen iman duyguları nedeniyle yapmış oldukları sahtekarlıkları aldım. Neden mi? son zamanlarda sıklıkla izlediğim ve okuduğum haberler, gözle gördüğüm gerçekler, duyduklarım bu sahtekarlıklar yüzünden artık yenilecek hiçbir şeyin kalmadığını gösteriyor.  Başka bir deyişle, insanlara zarar veren kimyasal maddelerin kullanılmadığı, hak edilen paranın helal olup olmadığının önemsendiği gıdalar artık yok denecek kadar az. Uzun zamandan beri tavuk hakkında söylenenleri biliyoruz: Tavukta büyük tehlike varmış ve çok dikkat etmemiz gerekiyormuş. çünkü tavuklar daha besili olsun diye antibiyotik veriliyormuş. yumurtaları da sağlıklı değilmiş. Hadi bu habere alıştık, tavuk kadar sık alamasak ta en azından ette yok diye kendimizi avuturken kaçınılmaz son eti de bulmuş. Et için de antibiyotik kullanılıyormuş. Böylece aslında 500 gr gelen et 800 gr oluyormuş. Et ürünleri  kimyasal maddelere doyurulmuşken bir haber de yeşil zeytinden geldi. Yeşil zeytini doğal diye düşünürken, renginin daha açık olması için  alzheimer hastalığına neden olan kimyasal bir madde kullanıyorlarmış. Yoğurtta ve sütte zararlı kimyasallar içeriyor, biliyoruz.  Birçok gıda gdo’lu zaten.  E biz ne yiyecez be hey vicdansızlar. İnsan sağlığı ile oynayan bu insanların Allah sevgisinden, dini inancından şüphe ediyorum. Hatta şüphe etmiyor, inançsız olduklarını düşünüyorum.  Bir canlının sağlığını olumsuz yönde etkilemek, hatta ölüme götüren nedenlerden biri olmak hiç mi vicdanlarını sızlatmıyor, bir nevi cellat değiller mi? Aniden değil de hissettirmeden sağlığımızı bozuyorlar. Ve sadece düşünülen para. Gerçekten sağlıklı olan yiyecekler var, var ama parası çoook olana. Parası olmayan, kıt kanaat geçinen insanlar artık maalesef hiç düşünülmüyor. Adeta parası olmayana yaşam hakkı tanınmayacak duruma geldik. İnsanlar duymak istediğimiz cümleleri kurarak bizi kandırmaya çalışıyorlar. Kimimiz kanıyor, kimimiz kanmıyor ama her ikisi için de sonuç aynı: mecburen kanıyoruz, o gıdalardan az çok tüketiyoruz. Aslında bu kandırmaca sadece yiyecekle falan sınırlı değil, daha neler var neler ama konumuz onlar değil. Fakat bir tanesine daha kısaca değinmeden geçemeyeceğim. Bugün okuduğum bir haberde, insanların özellikle ünlülerin sosyal medya hesapları için parayla takipçi tuttukları yazıyordu. Bu nedir ya:D Parayla takipçi sayısını arttırmak en başta kendini kandırmak değil midir? Bu nasıl bir mantık?

Velhasıl, doğal hiçbirşey neredeyse kalmadı.  Çoğu söyleme inanmıyorum:Glikoz içermeyen bisküviye, anne eli değmiş gibi olan çorbaya (ki nasıl bu kadar cüretkar olunabiliniyor o mideyi mahveden çorbalar nasıl annemizin yaptığı çorbayla karşılaştırılıyor hayret doğrusu), hiçbir katkı maddesi içermeyen yoğurda, organik diye adlandırılan domatese, tavuğa, inanmıyorum.  İmkanım olsa da kendim üretebilsem.  Ama işte imkanlar imkansız:D Kaçış yok. Yani anlayacağınız sağım solum önüm arkam sobe;)

Reklamlar